Öncelikle, gerçekte var olan her şeyin Varlık, Yokluk ve Varlık ile Yokluk Arası’ndan ibaret olduğunu bilmeliyiz. Gerçek ya da hayali, var olan her şey hakikate dayanır. Hiç kimseden nefret etmeyin; ne kendinizden ne de düşmanlarınızdan. Düşmanlarınızın sadece, sizden daha sersem ve geçimsiz olduklarının ve muhtemel bir zamanlar hepsinden daha budala olduğunuzun farkına varın. Kalplerde öfke ve nefrete yer yoktur. Aslında, hepimiz hataya düşebilen yaratılmışlarız.
Kâinat, hiçbir şeyi gizlemez. Tüm yanıtlar önümüzde. Mukaddes anlar, mukaddesat cismanileştirildiği için tükeniyor ve ruh mabetlerimizi mahvettiğimiz için artık sadece güçler, sebepler ve sonuçlar yoluyla gösterilebiliyor. Mukaddesat cismanileştirildiğinden beri, özlemini çeker olduk.
Hayal, arzu etmenin ürünüdür. Dinî gelenekler vasıtasıyla kendimizi tezahürlere emanet ederiz. Biz hep bizden bir parça olanın hasretini çekeriz. Hayalleri, neredeyse her seferinde bizim isteklerimiz canlandırır. İstemek üstünlüktür, hayale hayat veren güçtür. İstemek bizi muhakeme edilebilir bir hayale götürür ve bu da evrene açılan kapıdır.
Bir erkeğin hayalinde bir kadın vardır, öyle olması şarttır zira. Peki, arzulamak ve istemek arasındaki fark nedir? Erkek, bir kadın ister. Bir kadın isterken aslında istediği nedir? Arzunun sona ermesini mi istemektedir? Erkeklerin alışkıları hayali kadınları rehine alır. Düşlemek, yeryüzünün cevherlerindendir. Dünyanın kendisi, onun rüyası, amacı, neşesi olmakla kendi kendimizle ve hayallerimizle uyum içinde yaşarız. Âdetleri terk eder ve makamında, ortadaki makamda, ademoğlunun makamında, gökyüzüyle yeryüzü arasındaki makamda kâinat ile insanoğlunun kutsi diyalogunu sürdürürüz.
Düşüncelerimiz sessizce yoluna devam eder. Zihin bir süreliğine değişim geçirince gönül, zamanla da olsa onu izleyecektir. Kendi ruhsal yolculuklarımızda yol kat edebilmek için her birimizin içinde bir şeyler ölmeli ya da kontrol altına alınmalı ve yine her birimiz bir diğerimizin acısını az da olsa yaşarız. Başkalarının sıkıntılarını kendi sıkıntımız bilmek bile merhametin bir tecellisidir. Kişi, doğal hallerini saklamaya çalıştığı an durumunu abartır ve tam da gizlenmek istediği insanlara daha fazla tanık gösterir. Ruhsal aydınlanma ruhların otopsisi, akıl ve sezginin uyanışıdır.
Şiddetle arzulayan bir benliğin teslimiyetinde arzuları yerine getiren bir benlik ortaya çıkar ve bu benlik çok daha azimdir, arzulanan şeye dair sezgisel bilgisi daha ziyadedir, çünkü aşk yolunda sınır tanımaz. Gün sona erdiğinde yaptığımız şey gönüllerimizdeki aşkın kemale ermemiş olmasına ve diğer varlık türleri de dâhil olmak üzere başkalarının iflahı için çaba sarf etmek değilse eğer, o zaman manevi hoşluğumuz er ya da geç bizi terk etmekle sonuçlanır. Ruhlarımızın kutsallığı bozulduğundaysa hiçbir şeyimizin kutsallığı kalmaz. Birine hürmetsizlik ettiğimizde aslında kendi kendimize ve benliğimizle etrafımızdakilerin içindeki ruhun uyumuna hürmetsizlik ederiz. Bu, cerrahın neşteri altına giren bir bedende kesiden dolayı kalıcı yara dokularının kalmasına benzer.
İnsanoğlunun aşka iştiyakı mutlaktır. Doğal kanalların tıkandığı yerde yenileri türetilir. Birçok şair ve müzisyen güzel eserlerini aşk arayışı içinde ortaya çıkarıyor. Aşk, Allah’la aramızdaki akittir.
Menekşelerin, güllerin, zambakların güzel kokuları arasında yürümek ve gökyüzünün renginin kokusunu duymak, kesinlikle muhteşem bir deneyim. Ruhlarımıza kadar üfleyen ılık rüzgâr, eksiksiz nimettir. İlkbaharda sarı, turuncu, kırmızı ve mavi kelebekleri görmek, büyülenmektir. Hepimiz Kul’uz, Allah’ın yarattığı âlemin birer parçasıyız. Allah’ın zatını, Zat’ından başkası bilmez. İlâhi aşk Allah’ın şeniyetine esrarlı bir “gark oluş”tur. Bu aşkı yaşamak ve paylaşmak dünyayı güzelleştirir. İnsan kalbinin, güzel gönüllerin gizli derinliklerinden güzellik akar.
Aşk bizi sonsuzluğa inkişaf ettirir, ki sonsuzluk vardığımız yerdir ama biz en sonunda kuvvetlenmiş olarak ve daha engin bir hikmetle yine ona döneriz. Aşk her şeyi fetheder, her şeyi bağışlar. Asla acıyla hatırlanmaz. Eğlenceli ve rahatlatıcıdır. Yaşamın ve yaşamın içindekilerin çeşnisidir. Hepimiz aşkı kucaklamak için yaratıldık ama nedense biz olayların izini kaybediyor ve sonunda kendimizi bir yığın anlamsızlığın içinde buluveriyoruz. Aslında, hayat bir aşk talimidir ya da aşkı ihmal ve sorumsuzluk yüzünden düşürdüğümüz hallerden kurtarma girişimi.
Yilmaz Alimoglu
Mart 25, 2012
Copyright © Yilmaz Alimoglu 2010-2015.
ÇEVİRİ: Turkan Çolak
—-
The Original Essay in English: The contract with the creator



Recent Comments